HALİDE EDİP ADIVAR’IN 93 YIL ÖNCE YAŞAMIŞ OLAN HANDAN’I

AYŞE KULİN’İN HANDAN’INA KARŞI

Ayşe Kulin, yeni romanı Handan ile vatanı kurtarmaya koşan, kadın haklarını savunan Halide Edip Adıvar’ın 1921’de yayınlanmış Türk Edebiyatında kadın psikolojisini anlatan ilk eseri olan Handan’ı sayfalarında buluşturuyor. Osmanlı’nın son dönemindeki kadın figürü ile maceralı ve aşk acıları ile dolu bir hayat yaşamış günümüzün Handan’ı arasında köprüler kuruyor, karşılaştırmalar yapıyor. İstanbul’un en hareketli, en karmaşık, en tehlikeli ve “en gazlı” günlerinin ortasında da kalıyor Handan, okurlar da bu sayede Gezi Parkı Olaylarını Handan’ın gözünden görüyorlar.

Fatma ERDEM: “Herkesin yazgısını yazan bir kalem mutlaka vardır” diyor, 1921’lerden koşup gelen Handan.  Bu sözün üzerine sorgulamaya giriyor günümüzün Handan’ı “bize yazılan senaryoyu mu oynuyoruz hayat denen sahnede, yoksa kendimiz mi yazıyoruz alınyazımızı?” Bunu fark etmek kadınların hayatını nasıl etkiliyor?

Ayşe KULİN: Her şeyi kadere bağlayarak, bize yazıldığı farz edilen senaryoyu oynamak elbette daha kolay. Kendi yazgımızdan sorumlu olmanın getirdiği davranış biçimleri var. Eğitimli olmak, çalışkan olmak, vizyon ve hedef sahibi olmak gibi. Ben, Ayşe Kulin olarak, ikinci şıkkı tercih ederim kendi hesabıma. Benin tercihimden yana olanlar, hayatlarına bir dereceye kadar hakim olabiliyorlar.

KOCASINI BİR ERKEĞE KAPTIRMIŞ KADIN NE HİSSEDER?

F.ERDEM: Romanın başkarakteri Handan’ın “Gizli Anların Yolcusu” kahramanlarından biri olduğu gerçeği, çarpıyor okuyucuyu. Bora, Derya ve şimdi de Handan için birer kitap yazdınız. Gizli Anların Yolcusu kitabının izlerinin devam etmesinin özel bir nedeni var mı?

A.KULİN: Bora’nın Kitabı, bu serinin ilki olan GİZLİ ANLARIN YOLCUSU’ndan sonra bana eşcinsellerin reva gördüğü Homofobi Ödülüne meydan okuma arzumdan dolayı yazıldı. DÖNÜŞ erkek sesiyle yazdığım iki kitaptan sonra, kadın sesini özlemiş olmamın sonucuydu. Kocasını bir başka kadına kaptırmış bir kadının neler hissedeceğini biliyordum da, erkeğe kaptırmış bir kadının ne tepki vereceğinden haberim yoktu. Yazarken öğrenmiş oldum. Çok sevdiğim bir yazar arkadaşım Murat Somer, İlhami’nin karısını ve kızını Dönüş’te anlattın, şimdi sıra sevgilisine geldi, bence onu da yazmalısın deyince, neden olmasın diye düşündüm ama Handan’ın hayatındaki en önemli olayı, İlhami olmamalıydı. Defne’yi ve Gezi Parkı’nı romana katarak sanırım bunu başardım.  

(Hediye ettiğim şal ile poz verdi Ayşe Hanım)

F.ERDEM- Şenay’ın “Şu dünyadaki en bilge kişi kendini bilendir” şarkısının sözleri otuzlarına yaklaşan Handan’a yol gösteriyor. Aynı duygusal gelgitler yaşamış Handanların pişmanlıklarından, yaşadıklarından günümüz gençleri nasıl o yıllardan nasıl tecrübeler edinebilirler?

A.KULİN: Şenay’ın o şarkısının tüm sözleri başlı başına bir hayat dersidir bence. Arkası da, bu dünyadaki en mutlu kişi mutluluk verendir diye gelir. 1970’lerin şarkı sözleri çok anlamlıdır ve hayat dersleriyle doludur. Çünkü gençlik çevreye, adalete ve özgürlüklere duyarlıdır ve yeni arayışlar içindedir. Bu günlerde ne yazık ki şarkı sözleri de bir çok şey gibi ucuzladı.

GEZİ’NİN DOĞRUSUNU  EDEBİYAT YOLUYLA ANLATMAK İSTEDİM

F.ERDEM: Handan, romanın sonlarına doğru kendini Gezi Olaylarının ortasında buluyor. Romanın son sayfalarında bahsettiğiniz Barbaros Altuğ’un “Biz Burada İyiyiz” kitabı size bu olayları anlatmanızda yol gösterici oldu sanırım. Gezi’de demokrat ve özgür bir Türkiye hayali ile yola çıkan Gezi Parkı Gençlerini ve olayları Defne ve Handan’ın gözünden anlatıyorsunuz. Çok okunan kitapların yazarı olarak daha çok kesimin bu olayları daha net görmesini sağlıyorsunuz bu sayede. O gençlere bir gönül borcu mu bu satırlar?

A.KULİN: Hem o gençlere ve çocuklarının arkasında duran annelerine, babalarına bir selam hem olaylar sırasında çocukları sakatlanan ve ölen anne-babalara vefa borcum. Barbaros Altuğ’un kitabına gelince, kitap piyasaya çıktığında ben kendi kitabımı bitirmiş, son okumasını yapıyordum. Sonunu değiştirip, o kitaba da yer verdim ki, kitaptan haberdar olmayanlar böylece öğrensinler, onu da okusunlar diye. GEZİ’nin sosyal ve siyasi tarihimizde çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. Günümüzün resmi tarihi GEZİ’yi çarpıtarak  yazacak.  Bari doğrusu edebiyat  yoluyla anlatılsın.

Reklamlar